İman ve Barışın Mandelası

بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ

Nelson Rolihlahla Mandela; kabiledeki adıyla Madiba (18 Temmuz 1918 – 5 Aralık 2013), Güney Afrikalı anti-apartheid (ayrımcılık karşıtı) aktivist ve Güney Afrika Cumhuriyeti’nin ilk siyahî devlet başkanıdır.

1974 yılında idealini şöyle haykırıyordu:

“Tüm insanların uyum içinde birlikte yaşadıkları ve eşit haklara sahip oldukları demokratik ve özgür bir toplum hayali hiç aklımdan çıkmıyor. Uğrunda yaşadığım ideal bu ama gerekirse bunun için ölmeye de hazırım.”

Yeni avukat olduğunda sömürgecilik karşıtı hareketi benimsedi ve ANC’ye katılarak partinin gençlik kolu kurucu üyesi oldu. Irkçı beyaz Ulusal Parti, apartheid’ı 1948’de şiddetle uygularken, ANC’nin 1952’deki Savunma Mücadelesi’nde (Defiance Campaign) dikkat çekti ve ANC koluna başkan olarak seçildi.
1956’dan 1961’e kadar süren Vatana İhanet Duruşmalarından sonra,
1960 yılında 69 siyahın polis tarafından öldürüldüğü Sharpeville Katliamı bir dönüm noktası oldu.
Bu olay, barışçı direnişin de sonunu getirdi. Mandela, ordu ve hükümet hedeflerine karşı silahlı mücadele başlattı, ANC’nin silahlı kanadını kurdu. Bir süre sonra hükümeti devirmeye ve halkı kışkırtmaya çalışmakla suçlanarak tutuklandı ve hapse atıldı.

1964 kışında, 46 yaşında müebbet hapis cezasına çarptırıldı; Kaptovn açıklarındaki Fok Adası’nda 18 yıl, 1982’de ise Polsmor Hapishanesi’nde 9 sene kaldı.

Serbestlik kampanyalarının da etkisiyle 1990’da, 72 yaşında ve tutuklanmasının 28. yılında ev hapsinden çıktı ve ANC’nin başına geçti.

1992 yılı Atatürk Barış Ödülü’nü “Türk hükümetine yönelik insan hakları ihlali suçlamaları” sebebiyle kabul etmedi.

1994 – Seçimi kazanarak ilk siyah cumhurbaşkanı oldu.

Nelson Mandela, verdiği bir röportajda bağışlayıcı bir tutuma nasıl vakıf olduğunu şu sözlerle anlatıyordu:
“Eğer onları affetmezsek, kırgınlık ve intikam duyguları hep var olacaktır. Biz ise, geçmişi unutalım, şimdiye ve geleceğe bakalım ama geçmişte yaşanan acımasızlıkların da bir daha yaşanmasına asla izin vermeyelim diyoruz.”

1999 – Liderlikten çekildi ve hükümet işlerini yardımcısı T. Mbeki’ye bıraktı, sembolik roller üstlendi.
Hükümet işlerinde sorumluluğu yardımcısı Thabo Mbeki’ye bırakırken, kendisi daha sembolik roller üstlenmeye başladı ve 1995’te oğlu Eids’ten ölünce AIDS meselesine odaklandı.

Mandela’ya 1962’de Lenin Barış Ödülü, 1979’da Nehru Ödülü, 1981’de Bruno Kreisky İnsan Hakları Ödülü, 1983’te UNESCO’nun Simon Bolivar Ödülü verildi. 1993’te De Klerk ile birlikte Nobel Barış Ödülü verildi.

***

Türkiye’nin İman ve Islah Mandelası:

Bediüzzaman: 1978 Bitlis – Nurs Köyü – Şubat – Aralık / 1960 – 23 Mart / 25 Ramazan / Çarşamba – Şanlıurfa.

1926 ilkbaharda (Şubat), Şeyh Said isyanı sebebiyle Van, Erzurum, Trabzon, İstanbul, İzmir, Antalya üzerinden Burdur’a sürgün edildi (Mayıs 1926).

1 Mart Salı günü 1927’de; Burdur’dan Isparta / Eğirdir / Barla’ya; önce köy karakoluna, sonra muhacir Hafız / imam Ahmed’in evinde kalıp, köy odası tamir edilince Çınarlı evde tecrit edildi.

Amaç ise; karayolu olmayan dağ dibindeki Barla yarımadasında unutulup gitmesi olsa gerek.

Oysa Pasinler / Köprüköy Cephesi’nde talebeleriyle (Kasım 1914 – Bitlis 1916) Türk ordusunda gönüllü çarpışmış, 3 defa mermi isabet ederek gazi olmuş,
Köprüköy Savaşları’nda (1-2) İşaratü’l İ’caz’ı yazmış ve 3 Mart Cuma 1916’da Bitlis Deresi Köprüaltı’nda esir edilmiş,
Van, Culfa, Tiflis üzerinden Kostroma esir kampında 24 ay esirlikten (1916 ilkbahar / 1918 ilkbahar) sonra;
Petersburg, Varşova, Sofya üzerinden 18 Haziran Salı günü 2018’de İstanbul’a düşmüştür.

Moskova’nın 350 km kuzeyinde, İdil / Volga kıyısındaki Kosturma’dan İstanbul’a ulaşmış ve Genelkurmay adayı olarak (merhum Enver Paşa) Darülhikmet üyesi yapılmıştı (18 Ağustos 1918).
Gazilik madalyası bugün İstanbul / Rüstempaşa Medresesi Said Nursi arşivinde saklanmaktadır.

İstanbul, İngiliz / Fransız işgali altında (1918 / 1923) ve İstanbul tarihinde görülmediği şekilde perişan ve kötü durumdaydı.

İngiliz ordusu ilk olarak; Şehzadebaşı Karakolu’nu sabaha doğru basıp (16 Mart 1920), uykudaki 4 askerimizi şehit edip 16’sını da yaralamıştır.

Bu, dehşet salma ve “başkaldıranı acımasızca öldürürüm” demekti.

İstanbul; beyaz Ruslar ve Osmanlı bakiyesi Müslümanlarca mülteci işgaline uğramıştı.

İngilizlerin açık ve gizli organizasyonuyla İstanbul; her türlü ahlaksızlık, fuhuş, sefahat ve sefillik, her çeşit bölücülük, yoksulluk, düşmanlık, fitne fesat yerden kaynayan bir bataklığa döndürülmüştü.
Said Nursi; Darülhikmet azalığıyla birlikte Yeşilay, Kızılay yöneticiliği gibi sayısız sosyal aktivizmde görev almıştır.
İngiliz / Fransızlarca kandırılan Kürt cemiyet ve derneklerinde ikaz ve ihtar için çırpınıyor, Meşihat / Şeyhülislam başkanı Dürrizade Abdullah Efendi takımının “Kuvvayı Milliye asidir” fetvasına karşı görüşlerini yazı ve sözlü olarak tekzip ediyordu.

İngilizler sayısız muzır, bölücü kulüp, parti, cemiyet kurmuş, fitne makinesini işletirken Şeyhülislam M. Sabri’yi de ele geçirmiş; başkanlığını yaptığı Teali İslam Cemiyeti mührünü ele geçiren / kopyalayan İngilizler, cihat karşıtı fetvaları bu mührü basarak Anadolu’da uçaklarla yerlere saçıyorlardı.

İngiliz Anglikan Kilisesi; Şeyhülislamlığı oyalamak ve kargaşa çıkarmak için 6 muzır soruya 600 kelimelik cevap istiyor, bilgi oyununu fark edemeyen önde gelen âlimler 6 soruya cevap yetiştiriyordu.
Bediüzzaman ise tehlike ve alçaklığı fark ederek; “6 tükrükle köpekleşen işgalcilere karşılık veriyordu.”

Tanin gazetesinde Bediüzzaman:
“Tükürün İngiliz lâininin (lânetli) hayâsız yüzüne / Ey ekpekü’l-küpekâdan tekellüp etmiş (köpeklerin en köpeğinden köpekleşmiş) köpek” diye haykırıyordu.

İngiliz propaganda makinesi; Hutuvat-ı Sitte / şeytanî 6 adımda geçen dehşeti, sorularla ulema, şeyh ve tüm düşünenleri zihnen ve kalben teslim alacak sorular hazırlamış; Bediüzzaman şeytanî ve beyin / kalp çökerten sorulara diriltici ve düşman çökerten cevaplar vermişti.

Tüm bu mücahedeler işgal kuvvetlerinin gözünden kaçmamış; ölü veya diri ele geçirme çabaları Allah’ın yardımıyla boşa çıkarılmıştır.

Bu sırada Anadolu mücahitleri akın akın Ankara’da toplanıyordu.
Bediüzzaman’ın vatansever faaliyetlerini ta Diyarbekir 16. Kolordu komutanıyken fark eden ve kendi komutasında Bitlis Savunması komutanı Kel Ali / A. Çetinkaya’nın cephe arkadaşı olan Said Nursi de birçok kez Ankara’ya davet edilmiş, “ben tehlikeli yerde mücadeleyi seviyorum” cevabını göndermişti.

Nihayet 26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz’dan sonra İngiliz işgalinin süremeyeceği anlaşılmış, Bediüzzaman 6 Kasım 1922’de İstanbul’dan trenle 7 Kasım 1922’de merhum Abdurrahman’la birlikte Ankara Garı’na inmiş ve Hacı Bayram Camii’nin bir hücresinde kalmaya başlamıştır.

9 Kasım 1922 Perşembe günü ise Bediüzzaman’a hoş geldin / hoş amedi merasimi düzenlendi.

Bediüzzaman, M. Kemal’e hitaben kaleme aldığı Namaz Beyannamesi’ni 23 Teşrinisani 1338 / 23 Kasım 1922 Perşembe günü M. Kemal ve önde gelenlere görüşlerini bir mektupla iletir.

1922 yılı 23 Kasım Perşembe günü M. Kemal ve erkâna yazdığı mektup savsaklandığı için, üstadın mektubunu 1923 yılı 19 Ocak Perşembe günü yeniden tüm milletvekillerine ulaştırdığını çıkarabiliriz. Bu durum M. Kemal’i çok öfkelendirir ve Divan-ı Riyaset’te 50-60 mebus içinde tartışırlar.

Ertesi gün (20 Ocak 1923 Cuma günü), hususî Riyaset Odası’nda cuma namazından önce 2 saat kadar baş başa görüşürler; ikisi de birbirinin gerçek yüzünü ve anlaşamayacaklarını anlarlar.
M. Kemal son bir hamle yapar; mebusluk, Kürdistan vaizliği ve Diyanet Riyaseti yüksek üyeliği teklif eder. Bu teklif Bediüzzaman’ca kabul edilmez.

Bu konuda kendisi:
Hücûmât-ı Sitte’nin Birinci Desîse içinde bulunan “Meselâ, Ayasofya Camii ehl-i fazl ve kemâlden, ilâ âhir…” cümlesinden başlayan, tâ İkinci Desîse’ye kadar, “bir saat tamamen ona söyledim…” demektedir.

Kaynak: 1. TBMM’ye Tarihi Çağrı! – Hüseyin Çeşitcioğlu

Said Nursi (ra), 17 Nisan 1923 tarihli biletle önce Gebze’ye, sonra İstanbul’a gider ve Yuşa (as) Külliyesi’nin bir odasında kalır ve 1924 sonbaharda ise deniz yoluyla memleketi Van’a ulaşır ve Erek Dağı eteğindeki Zernabad çayı başındaki yıkık kilisenin bir odasında inzivaya çekilir.

13 Şubat 1925’te Diyarbekir Piran köyünde başlayan isyandan bir yıl sonra, Şubat 1926’da önde gelen yöre insanlarıyla üstad Bediüzzaman da Burdur’a sürülür.

1 Mart Salı 1927 günü ise Eğirdir Gölü’nden jandarma eşliğinde Barla sahiline çıkar.

Önce kendi eliyle Küçük Sözler’i yazar, zamanla seri ve güzel yazan Şamlı Hafız Tevfik R. Nur kâtipliğini üstlenir, Osmanlı Türkçesiyle yazar.

Sözler (1926-1930), Mektubat (1929-1934), Barla Lahikası (1926-1935), Lem’alar (1932-1936) Barla’da yazılmış ve el yazması olarak sayısız şekilde çoğaltılmıştır.

Bediüzzaman: 1926 ilkbaharından 1953 Ağustos 1953 Isparta hayatına kadar 27 sene 7 ay hapis ve sürgün hayatı yaşamış, 19 kere zehirlenmiş, çeşitli suikastlardan kurtulmuş ve 23 Mart 1960 Çarşamba günü 03.00 civarında Allah’ın rahmetine kavuşmuş; 12 Temmuz 1960 gece yarısı ise cenazesi 27 Mayıs darbecilerince “meçhul” bir yere gömülmüştür.

Risale-i Nur okumalarının cezalandırılması ise ancak 1985’te; merhum Mehmed Akay’ların bir yaz günü ders okurken son kez tutuklanmalarıyla son bulmuştur.

Bugün Türkiye’de başta DİB olmak üzere en az 25 yayınevi basmakta ve sayısız internet ağlarında okunup dinlenmekte ve yeryüzünde 50’den fazla dilde basılıp okunmaktadır.

Şişli – Büyükdere Caddesi’nde yatsı ezanı okunurken.

Hüseyin Çeşitcioğlu

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir