Yol ayırımında

DÜŞÜNÜYORUM… Neyi, niçin ve neden? Şimdilik gerçek ve kat’i cevabı bilmiyorum. Fakat, düşünmemek elde mi?
Düşünecek o kadar çok şey varki…
Düşünmek; en güzeli de düşünebilmek.
Yol ayırımındayım…
Herşey ne kadar da karışık; kopuk kopuk, sisli, anlaşılmaz, girift, saçma; en mühimmi de bu.
Evet, herşey saçma sapan…
Ne yöne bakmalı, nasıl gitmeliyim? Nereye gitmeli, nasıl etmeliyim? Kimin, neyin peşinden? Nereye kadar ve niçin gitmeliyim? Hem neden bir şeyin peşinden gitmek? İllâ yürümek, hareket etmek, bir şeyler yapmak zorunda mıyım?
Anlamıyorum…
En iyisi hiçbir şeyin arkasından koşturmamak, herşeyi oluruna bırakmak olmaz mı?
Şansa inanmıyor muyum? Yoksa şans boşboşluk mu demektir? Olmuyor ki? Olmuyor.
Ne kadar denedim işi oluruna bırakmayı, fakat her defasında beni peşinden sürükledi; zorla ve inatla.
Direnmem de para etmedi, kaçmam da…
Zihnim niçin bana itaat etmez? Neden duygularım bu kadar dağınık?
Ve niçin hiçbir sistem bende vazifesini tam yapmaz?
Nerde istikrar mekanizmam?
Murâkabe düzenim niçin işlemez?
Ben bir civa mıyım ki her yana akarım? Yoksa ruhumun ihânetine mi kurbanım? Herşey neden bildiğim gibi, düşündüğüm gibi değil? Söyler misiniz?
En acısı; kelimeler, mefhumlar, sözler niçin kifayetsiz? Lûgâtim neden zayıf?
Niçin konuşamıyorum? Ve neden rahat konuşamıyorum?
Neden dünya bu kadar dar ve o kadar anlaşılmaz bir muamma, çözülmez bir kör düğüm?
Yeni bir lügâte başvurmalı veya bunu çöplüğe atmalı… Sanki yenisi çâre mi olacak? Sanmıyorum… Ah bir inanabilsem yenisinin beni anlatabileceğini! Kızılelmanın ötesine bile giderim. Fakat, ne fayda?.. Güvenemiyor, bilemiyor ve inanamıyorum.
Yol ayırımındayım…
Felâket yahut saadet kapısının eşiğine yakın bir yerde!
Mütereddidim. O kadar ki, dişlerim kilitleniyor. Az sonra ya o yana, ya bu yana… Ama hangisine? Hem neden illâ ikisinden birine? Gerçekten bunların dışında bir tercih yok mu?
Saçmalıyorum gâliba?
Her işin ortası olmalı. Az sonra sağa sola bakıyorum. Kim ne etmiş, herkes ne yapıyor? Hiçbir şey göremiyorum. Herşey, ama herşey toz duman içinde. Karanlıklar, endişeler, vehimler, saçmalıklarda mızrak mızrak…
Dehşet ve vahşetin bini, birbiri içinde. Kelime bulsam herhalde “Dehşet üssü on” yazarım. Kan ter içindeyim. Soğuk terler dökmek nedir bilir misiniz?
Kendi kendimle boğaz boğazayım.
Kendi ihtilâlimi kendim gerçekleştiriyorum. Herkesle ve herşeyle hesaplaşma…
A’dan Z’ye herşeyle.
Kafam gönlüme düşman.
Ruhum işkence üssü.
Kalbim elem menbaı.
İnsanlar yok bu dünyada; hayvanlar daha mûnis, cansızlar daha canlı.
Kâinat sonsuz bir başbelâsı!
Tabiat nankör ve sun’i, zemin kahpe ve hâin. Dünyâ edepsiz âşüfte.
İşte şu an benim dünyam!..
Keşke çatlayıversem, saçma gibi dağılsam, yahut buharlaşarak kaybolsam. Ama dağılan, buharlaşan her zerrem yok olmalı… yok! Ama, mutlak yok!..
Yol ayırımındayım…
Hâlâ eşiğe yakın bekliyorum. Korkudan kas katı, sapsarıyım. Korku herşeyin baş derdi, ama bir bilebilsem; hattâ hissedebilsem. Veya korkumdan ödüm patlayıverse. O kadar çok istiyorum ki bunu…
Rehber yok, ışık yok, iz yok, dehliz yok… Velhâsıl herşey bir anda durup yok oluvermiş. Şimdi ortada bir girdap, bir keşmekeş var. Almış başını gidiyor ve herşeyi ardına takıp götürüyor. Ve az sonra herşey kayboluyor, herşey…
Ben hâlâ eşikte bekliyorum.
Ümitler taa uzaklardan parlar, söner. Ümidim kör bir mumun yüzde biri kadar değil. Ama var gibi, durur gibi.
İşte bu lem’acık ruhumun gidâsı, balım budağım, soluğum, âb-ı hayatım. Herşeyim, ben ümidim, ümidim ben…
Yol ayırımındayım…
Ne kadar zaman geçti, neler oldu bilmiyorum. Çağlar, yüzyıllar erimiş. İçimde azgın ruhlar, mutlu güller soldu. Değişmiş, başkalaşmış âlemim. Çabalamış, ölüp dirilmişim.
Polat potalarda tel tel erimişim.
Cendereler beni sıka sıka bitirememiş. Olan olmuş, olup bitmiş herşey. Azgın sular uslanıvermiş. Çağlar içre uyuklamışım. Herşey hayâl meyâl olmuş. Rüyâ mı, hayâl mi, bilinmez.
Şiddetli bir zemheri ayazında göz kapaklarım aralandı.
Teeeey uzaklardan baharın kokusunu aldım. Belki sayıkladım, belki düş gördüm… Kap kara gözlerim faltaşı. Peşinden yumuşak, pek yumuşacık, tatlı, ılık, ve sımsıcak bir tebessüm en ilk akınları yüzümde.
Ben hâlâ yol ayırımındayım. Fakat, artık önümü görüyorum…

1983- Ekim/ YeniAsya- Zemzem- Edebiyat eki.

Hüseyin Çeşitcioğlu

Yorumlar

  1. Mehmet Çetin

    Kenddini arayan gençlik, bşegün yolunu bulacak kıblrsini de. Doğym sanncısıdır , acı geçse de maliyetini kurtaracak gayesi kutsal.

    Büyük doğumlar sıkı acıların nericesidir.

    Allah yardımcın olsun.

Bir cevap yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir