بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Bakara / 183. Ayet
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا كُتِبَ عَلَيْكُمُ الصِّيَامُ كَمَا كُتِبَ عَلَى الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِكُمْ لَعَلَّكُمْ تَتَّقُونَۙ
Ey iman edenler!
Sizden öncekilere farz kılındığı gibi oruç tutmak size de farz kılındı. Umulur ki böylece günah ve fenâlıklardan korunursunuz.
Bakara Suresi, 183. ayetikerime.
**
“Oruç tutanın uykusu ibadet, susması tesbih, ameli kabul ve duası müstecab olur.”
Resulüsakaleyn sav.
***
“Halbuki zenginler, fukaranın acınacak acı hallerini ve açlıklarını oruçtaki açlıkla tam hissedebilir. Eğer oruç olmazsa, nefisperest çok zenginler bulunabilir ki, açlık ve fakirlik ne kadar elîm ve onlar şefkate ne kadar muhtaç olduğunu idrak edemez.
Bu cihette insaniyetteki hemcinsine şefkat ise, şükr-ü hakikînin bir esasıdır. Hangi ferd olursa olsun, kendinden bir cihette daha fakiri bulabilir. Ona karşı şefkate mükelleftir.
Eğer nefsine açlık çektirmek mecburiyeti olmazsa, şefkat vasıtasıyla muavenete mükellef olduğu ihsanı ve yardımı yapamaz; yapsa da tam olamaz.
Çünki hakikî o haleti kendi nefsinde hissetmiyor”
Ramazan İktisat Şükür Risalesi/ bsaidnursi ra.
Kışın ilk oruç hatıram:
Sanırım 1967/68 karakış veya zemheri ayıydı.
Her taraf kar kış ayaz buz ve karanlıktı.
Gece yarısı/ imsaktan saatler önceydi. Köpek sesleri birbirine karışıyorken yataktan kardeşlerimle sokağa bakan dambaşına fırladık.
İlk gördüğüm manzara; köy bekçisi Aliosman dayı; elindeki gaz/ yağ tenekesine bir çomakla alabildiğine güçlü vururken, mahalle itleri öfkeyle etrafında havlaşıyordu!
O ise sanki köpeklere aldırış etmiyor, topuzlu sopasını biteviye vururken “ Ellaaz, Duraann! komşular! diyor tüm köy sokaklarını dolaşıp komşuları sahura/ zöhüre/ temc(ş)ide uyandırıyordu.
İlk hatırladığım oruç buydu ve zöhür yiyememiştik; şefkat gereği merhum ebeveynimiz oruç tutmamızı istemiyordu, daha sonra çoğu kez kaldırıldık.
Temcid pilavı misali; köz üstündeki kaypak/ saylak taşüstünde pişen mayalı çörekleri ; tereyağlı pekmeze banarak, bazen de kuruüzüm/ çîr hoşafıyla sahur yapılırdı.
Gündüzleyin tereyağın mideyi ekşitip geğirtmesi gerçekten rahatsız ediyordu…
Bir Haziran zamanında oruçluyduk ve bahçe sulamak için sahurdan sonra Kavaklık mevkiine gitmiştim.
Köye 3 km uzaktaydı ve akşam iftarlık gelecekti.
Akşam oldu iftar gelmedi ben hiç sorun yapmadım; yarı yetkin yarı ham; erik armut dometeslerle iftar yapıp ertesi gün oruç tutup sulamaya devam ettim.
1977’de lise 2 de sarılık olmuşum; Ankara Numune Hastanesi’ nde yatıp tedavi oldum.
Hemen ardından Ramazan geldi, Sungurlu’ nun yetkin ve ünlü dahiliyecisi merhum HDölarslan’a bu durumu anlattım,
“ Oğlum oruç tutarsan ölürsün kesinlikle oruç tutma!” dedi,
Yine de orucumu tuttum kötü bişey olmadı.
Şimdi ise bilakis faydası olduğunu düşünüyorum.
1972/73 Hasanoğlan Öğretmen Okulu’ nda ilk oruca kalkışımızı unutmam mümkün değil!
O sene okuldak ilk yılımdı.
Gece yarısı yemekhanede sıraya girdik; baktım benden başka yeni başlayan öğrenci göremedim.
Genelde liseli abiler temcid sırasındaydı.
Bir yandan gurbet, aileden iftirak, gecenin çağrışımları ve abilerin sırayla “ya sen küçüksün daha niye kalktın, sonra tutarsın” demeleri yüreğimi dağlamış, hâlâ yanığı burnuma gelir gibi…

Köyüm Küçükpolatlı/ Sungurlu
1980’lerin başı Haziran ortası ve köyde arpa biçip iftara yakın eve gelmiştik.
Birden çatal kapımıza yakın yerde bir kadın cayırtısı koptu “ vayy sizin köpek bizim tavuğu nasıl yerr, itinize nasıl sahip çıkmazsınız?”
Şimdi rahmetli olan komşumuz kadın; delikanlı oğulları ve eşini de ayartmış ve bize bağırıp duruyordu,
⁃ Sıdıka teyze olmuş bir kere; istediğin tavuğu al bak oruçluyuz! dedimse de; ortalık karıştı bana ve kardeşime taş ve sopalarla girşitiler!
Bağırtılara Halikâl (Halilkâhyalar) sülalesi erkek ve kadınları da kaçışarak geldiler.
O an ne kadar anlamsız ve saçma bir şey içinde olduğumuzu düşünsem de ortalık kelalinin bağına dönmüştü.
Bu sülale babama dayıoğlu diyor, amcalarımın halaoğullarıydı.
Rahmetli babam arkadaydı hızla geldi; elindeki tırpanın sırt demiriyle; komşunun delikanlı oğullarının alnına birer kere vurdu ve yere düşürdü.
Ben de rahmetli babalarını bir kaç yumrukla ayağımın ucuna düşünce bir daha el kaldıramadım.
Bu arada arkadan bir kadın taşla kafamı kanatmış , heyecandan farkına varmamışım.
Sonunda kalabalık şekilde bizim evi taşa tutup sokağa çağırdılar.
En küçük kardeşim çifte av tüfeğiyle gelip onlara doğru sıktı amma tüfek ateşlemedi.
Tecrübeli babam tüfeği fişeksiz bırakmış ve dolu fişekliği saklamış.
Bu hengamede ben sigarayla aleni orucumu bızduğumu hatırlıyorum.,
O vaka; kabileciliğin içyüzünü bana gösterdi taa Mekke şehrini peygamberimiz dönemini seyrettirdi..

Çocuklarımın yeni yetiştiği dönemde orucu Sungurlu’ da tutuyorduk mevsim yazdı.
Tam uyku bastırdığında; davulcu ve zurnacı çifti sokağın başında sökün ediyor, biz de çoluk çocuk balkona çıkıyorduk.
Komşular da seyre çıkıyor, tam bir gece şenliği başlıyordu.
Ramazan manileri bu neşeye renk katıyordu.
Çocuklarım; şükür çok küçük yaşta bu sahur şenliklerini doyasıya tadıp yaşadılar..
Sahur davulcuları nasıl kayboldu?
Sungurlu’da davul geleneği azalsa da devam ediyor ama Antalya’da bizim caddede en az 10 yıldır kayboldu.
Uzun hikaye ama kısa keseceğim.
İlkin büyükşehir belediyesi; Ramazan davulcularını seçme ve çalıştırma işini savsakladı.
Dıştan görülen duyulan; bazı komşuların rahatsız oluşuydu.Aleni şekilde davulcuları azarlıyorlar amma davulcularda azarlanacak hale geliyordu.
Zamansız düzensiz çalan çalgıcılar türemişti. Manileri ahenksiz anlaşılmaz deyişleri anlamsızdı.
Gece saatleri ayarsız, çalmaları keyfi ve bayram gelmeden, kapıya gelip çalmayan da para ister olmuştu.
Bu halde; aşağı inip genç davulcuları ikaz taktik verip, harçlık ve yiyecek ikram ediyordum.
Geleceklerinin olmadığını görüp üzülüyor ve uzatmak istiyordum.
Vee sonunda sevinçli bir gelenek Antalya’daki caddemde sona erdi ben de eseflendim…
Hüseyin Çeşitcioğlu




Yorumlar
Teşekkürler eline sağlık. Kendine sayfa açmışsın hayırlı olsun. Benim bilgim olmamıştı . Bir kısa mesajla bilgi verseydin yazılarını okumaktan mahrum kalmazdim. Bana köy hayatımı hatırlattın. Bölge olarak bize fazla uzak değil ama davulcunun sahura kaldırmak için söylediği iki kelimeyi anlayamadım. Sizin yöreye has bir konuşma veya söz galiba. Bir tavuk için yapılan kavgaya bakınca cehaletin olduğu yerde köy hayatının da sıkıntılı olduğu açıkça görülüyor. Bizim köy de farklı değildi. Güçlü ve kalabalık aile ve sülalelerin zayıfları ezdiği bir hayat. Hiç yoktan kendini kavganın içinde bulabildiğim yaralandigin öldugügün bir hayat. Üstadımız boşuna dememiş ” Bizim düşmanımız cehalet zaruret ihtilaf..” diye.
Köyünüz güzelmiş üst taraflar da ağaçlandırılsa daha güzel olabilir gibi.
Yazar
Teşekkürler Durali abi; Allah razı olsun. Tüm telefonum çöktüğü için yeni teline geç ulaştım, hayırlı Ramazanlar..