بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
Pencerem manzara dolu
İlkbahar, yaz, sonbahar, güz
Penceremin üstü karlı, dumanlı, sisli
Daha üstü masmavi, sonsuz
Kar, sis içinde mosmor dağlar
Dağların içine şehirler kuruluyor
Sular, çiçekler, hava zehirleniyor
Talan ediliyor tabiat kitabı
Okunmuyor tertemiz, berrakça artık
Dağ başlarında kar her sene azalıyor
Soğuklar olmuyor ki rüzgâr da küsmüş
Çöller geliyor denizin öbür yakasından
Mısır’dan, Sahra’nın güneyinden
Atalarımın geldiği topraklardan
Kafkas, Doğu Karadeniz, Erciyes artık buradan daha uzak
Oraların derdi de başından aşkın
Penceremin ilerisinde badem ağacı vardı
Baharımı o müjdelerdi
Zalimler kesmiş onu
Belediye katiline cami imamı ses çıkarmamış
Mahallemin ilkbahar müjdesini bu zalimler ortak öldürdü
Yerine diktiğim benjamin bu sene soluk
Dibine pislik döküp kökten hasta ettiler
Yandaki kreş müdürü, yanındaki muşmula filizciğini koparıp atmış
Arabasının parkına engel gördüğünden
Yalan değil bunlar, gözlendi hepsi
Şimdi penceremin önü çöplüğe dönüyor
Bahçedeki ağaçlar kesildi, gecekondular cascavlak çıktı
Ardından betonkondular gelecek
Horoz, tavuk sesleri de kayboldu
Havuzlu otel kaybetti bu hayatı
Şimdi ihtiyar Kangal’ın kart ve yorgun sesi var
Yakında o da kaybolacak, ihtiyar çünkü
Penceremin önü, ölü modern bir betonotel
Şimdi dört gözle dıştan gelecek barbar, paralı turistleri
Kapitalist hacılar gibi aşüfte bacıları dört gözle
Muhteris Yahudinin göz boncuğu gözleriyle bekliyorlar
Ben de penceremin önünde, yanında bunları mecburen görüyor
Küsen bahara, kahreden Antalya’ya kırgın, küskün
Çizik mizik bakışıyorum…

Haşlanıyoruz gülücükler saçarak
Ahirzaman kazanındayız
Kaynıyoruz; kahkahalar atarak
Haşlanıyoruz; gülücükler saçarak
Kazancın peşinde, tilkiden beter.
Ahirzamanda deve çobanları
Veya keçi çobanları, binalar sahibi olacak
Demişti Resûl.
İşte tam buradayız…
Ölmek için dünyaya geliriz,
Yıkılmak ve hesap vermek için yükseltiriz.
Müflis tüccar hadisi ne kadar kuşatıcı,
Ne kadar yakıcı ve gerçekçi…
Bu deniyyede zirve olanlar,
Uhreviyyede çukur olacak…



