بِاسْمِهٖ سُبْحَانَهُ
İsrail Başbakanı Netanyahu, işgal altındaki Batı Şeria’da bulunan İsrail askerlerine yaptığı ziyaret sırasında, “ABD’li dostlarımızdan aldığımız ve yıllar boyunca benim de temin ettiğim destek için derinden minnettarım.
Bugün şunu söylüyorum: Kendi bağımsız silahlanma ağımıza ihtiyacımız var.
Bağımlılıktan kurtulmak, gücümüzü giderek artırmak, teknolojiyi giderek daha fazla entegre etmek ve sizin gibi komutanlardan oluşan nesilleri giderek daha fazla yetiştirmek zorundayız.
Çünkü nihayetinde nerede olacağımızı belirleyecek olan budur. Tanrı’nın yardımıyla ve sizin yardımınızla, iyi bir konumda olacağız.
30 yıl sonra nerede olacağımız, gücümüze bağlı olacak. Bu nedenle şu anda yaptığımız şey büyük bir güç inşa etmektir” dedi.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itomar Ben-Gavır:
İsrael 24 kanalına verdiği röportajda ABD ile İran arasında devam eden müzakerelere ilişkin açıklamalarda bulundu.
Ben-Gvir, İsrail’in ABD’nin talimatları doğrultusunda hareket etmek zorunda olmadığını belirterek, “İsrail, Amerikan bayrağındaki sıradan bir yıldız değildir ve bizi onların emirlerine göre hareket etmeye zorlayacak hiçbir durum yoktur” dedi.
Öte yandan ABD’de İsrail yanındaki tarihsel denge hızla Filistin lehine kayıyor. Gallup’un Şubat 2026 araştırmasına göre ilk kez Filistin’e sempati duyanlar (%41) İsrail’e sempati ile bakanların (%36) önüne geçmiş durumda.
Demokratlar ve 18-34 yaş arası seçmende bu fark 30 puanın üzerine çıkıyor.
“ Batı toplumlarında sahte antisemitik saldırılar organize ederek hem mağduriyet devşirmek hem de baskı kurma stratejisi uyguluyorlar.
Parayla; adi suçlulardan antisemitizm histerisi üreterek Batı toplumlarını kölelikte tutma çabaları artık çuvala sığmayan mızrak gibi.
Bugün artık netleşmiş olan gerçek şudur: Onbinlerce çocuğun ve sivilin katledilmesini mümkün kılmak ve insanlığa karşı suçları görünmez kılmak için kullanılan bir silahtan başka birşey değildir antisemitizm suçlaması.
Artık herkes herşeyi görüyor. Ortadoğuda soykırım yapan terör örgütü Amerikan halkının ve Amerikan demokrasisinin düşmanıdır.
Siyasileri satın alınmış, istihbarat örgütleri ve ordusu tecavüze uğramış olsa da Amerika’nın halkı gerçekleri görüyor.
Artık Amerikadan doğrudan para yardımı almayacaklar,
Amerikan ordusuna bir köle ordusu olarak doğrudan hükmetmeyi mümkün kılacak istihbari-askeri entegrasyon için yasa yaptırıyorlar.
Amerikanın bütün mahrem kurum ve bilgilerini terör örgütüne vermeyi zorunlu kılacak bir yasal düzenleme için piyonları harekete geçmiş durumda.
Bununla ileride Amerikan polis ve askerini Amerikan halkıyla çatıştırıp iç savaşla Amerika üzerindeki hakimiyetlerini sürdürmek isteyecekler.”
MBilici/ Serbestiyet
**
Babil, Roma İspanya İngiltere Rusya Almanya’daki fesat ve zulümlerindeki taşkınlık / fücur nasıl İlahi Gazapla karşılaştıysa; bugün de Filistin/ Gazze ve tüm dünyada tüm zamanların
en korkunç zulümlerinin cezası da;
Usa halkı, dindar İseviler ve İslam’ın Kahraman Ordusu ve ehlibeyt mücahitleri eliyle cezasını bulacak , İtrail devleti yıkılıp toprakları kıyamete kadar müminlerin vatanı olacak..”
**
“İslâm’la hesaplaşan eski mütedeyyinlerden seküler Türkçülere, Gülen çevresinden Washington’daki güvenlik uzmanlarına ve bazı Kürdistânî yapılara uzanan İsrail yanlısı damar aynı kaynaktan beslenmiyor.
Bu çevreleri birleştiren şey İsrail sevgisinden çok, kendi düşmanlarına karşı İsrail’i kullanışlı bir güç olarak görmeleri.
Aynı İsrail, farklı öfkeler
Türkiye kökenli İsrailcilerin hepsini tek sepete atamayız.
Bazısı İslâm’la, bazısı Erdoğan’la, İran’la, Araplarla veya devletle kavgasından hareket ediyor. Kendi düşmanlarından yola çıkıp hepsi İsrail’de buluşuyorlar.
İsrail sevilen bir ülke olmaktan önce, nefret edilen hasma karşı güçlü bir vekil işlevi görüyor.
Bu mekanizmanın bence çıkar hesabını aşan üç psikolojik boyutu var.
İlki karşıt kimlik:
Duruşunu değiştiren insan bazen kendisini geride bıraktığı çevrenin tam karşısında konumlanarak tarif eder.
Eski İslâmcı, iktidar destekçisi veya cemaat mensubu yahut Müslüman çoğunluğa yabancılaşmış seküler kişi mesafesini sürekli ispat etmek ister;
İsrail’e ölçüsüz destek de “Ben onlardan değilim” beyanına dönüşür.
İkincisi vekil güç:
Türkiye’nin dağınık ve etkisiz olduğunu düşünen kişi, istihbaratı çalışan, ordusu hedefe ulaşan, düşmanını sınır ötesinde takip eden İsrail’in kudretine özenerek İsrail ile hizalanır.
Hedef zaten nefret ettiği Hamas, İran, İslâmcılar, Erdoğan veya Arap dünyasıysa askerî başarı kişisel tatmin üretir; ittifak hesabı İsrail silahlarına duyduğu hayranlığa dönüşür.
Üçüncüsü ahlâkî uzaklaştırma:
Bu mekanizmada Filistinli sivil tek başına insan olarak görülmez; Hamas’ın, İslâmcılığın, Araplığın, İran’ın veya Erdoğan siyasetinin uzantısı sayılır.
Şiddet masuma yönelen suç değil, nefret edilen kolektif kimliğin ödediği bedel gibi algılanır.
Açıkça “Çocuklar ölsün” denilmez belki ama her ölümün önüne “ama Hamas”, “ama 7 Ekim”, “ama İran” konularak masumların ölümü meşrulaştırılır ve nefret edilen anlayışların, kişilerin ya da grupların mağlubiyeti kutlanır.
Müslüman toplumla hesabını İsrail üzerinden görenler;
Bu damar, İslâmî geçmişiyle veya Müslüman çoğunlukla sert hesaplaşmaya girenlerde en görünür hâlini alıyor.
TamgaTürk’te 2023’te yayınlanan bir yazıda ise İsrail üzerinden “ulusal çıkar, güç dengesi, gerçekçilik ve devlet ciddiyeti” vurgulanıyor ve özetleniyor: Türkiye’nin Filistin’e dinî desteği çıkarlarına zarar veriyor; ciddî devlet ideolojik duygularla değil menfaat hesaplarıyla hareket etmelidir.
İsrail’in çekiciliği burada başka bir psikolojik derinlik kazanıyor.
Yabgu/ komutan kendi devletinde eksik bulduğu iradeyi, kesintisiz devlet aklını, teknolojik üstünlüğü, askerî caydırıcılığı ve gerekirse bütün dünyaya rağmen yürütülen millî siyaseti İsrail’e yansıtıyor.
İsrail’in iç kavgaları, istihbarat başarısızlıkları ve stratejik çıkmazları görünmüyor. Hayran olunan gerçek İsrail’den çok zihinde düzeltilmiş bir “çelik devlet.”
İsrail’in olumsuz tarafları da kafada tersyüz edilerek başka bir anlama kavuşuyor; “merhametsiz” değil disiplinli, “zalim” değil kararlı görülüyor; dışlandığın da “yalnız” değil kendi işini kendi gören ülke olarak yorumlanıyor.
Bu hayranlıkta güçsüzlüğünü telafi ihtiyacı/ eziklik de var. Türkiye’nin göç, terör, ekonomik bağımlılık ve kuşatılmışlık gibi sorunlarda debelendiğini düşünen bir çevre küçük nüfusuyla iradesini başkalarına kabul ettiren İsrail’e yakınlaşarak onun kudretinden sembolik bir pay almış oluyor.
“Biz de böyle olmalıyız” “Güçlü devlet yaptığına göre doğrudur” sonucuna kayıyor; güç haklılığın, askerî başarı ahlâkın ölçüsüne dönüşüyor.
Gülen çevresinde görülen İsrail’le hizalanma ise tam tersine “biz ılımlıyız” mesajına yaslanıyor. Psikolojiler zıt, ama ikisi de benzer sonuçlar üretiyor.
Gülen hareketindeki İsrail’e yakın damarın sembolik başlangıç noktalarından biri Mavi Marmara vakası.
Fethullah Gülen İsrail askerlerinin 2010’da uluslararası sularda dokuz kişiyi şehid ettiği baskından sonra yaptığı açıklamada yardım girişiminin İsrail’in onayı alınmadan yapıldığını ve “otoriteye meydan okuma” olarak yorumladı.
Dünyanın dikkati ölümlerin üzerindeyken yapılan bu açıklama Batı siyasetinin yüksek mahfillerine muhtemelen şu mesajı veriyordu: “Biz Türkiye’deki radikal Müslümanlardan değiliz.”
Batı’da “ılımlı Müslüman” olarak kabul görmek isteyen hareket bu yolla farklı olduğunu göstermeye çalışıyor.
İsrail’e yönelik tepkiler zirvede iken bu devlete hukukî ve siyasî anlayış göstermek pahalı ama etkili bir işaret; böylelikle İsrail’le ilgili güncel bir yorum ‘Batılı merkezlerde kabul görme’ penceresine dönüşüyor.
Ab.Bi. bu hattın sert güvenlik diliyle konuşan bir örneği. Gülen hareketiyle bağlantılı Today’s Zaman’ın eski Ankara temsilcisi olan A.B. 2019’da L.K. ile Nordic Monitor’ü kurdu.
Platform Türkiye’yi;
Yahudilere ve İsrail’e karşı gizli kampanyalar yürüten, İsrail’in yok edilmesini isteyen güçleri koruyan ve Hamas, İran, antisemitizm üzerinden İsrail’i ve Batı’yı hedef alan yekpâre güvenlik tehdidi olarak resmediyor.
Abdul. B.’nin 2024 tarihli yazısı bu zihniyeti net şekilde açığa çıkarıyor.
A.B.; Türkiye’de İsrail’e casuslukla suçlanan kişilere yönelik operasyonları Erdoğan rejiminin “radikal İslâmcı karakteri”nin ve İsrail/Batı düşmanlığının belirtisi sayıyor; İsrail istihbaratının [ Türkiye’de] sınırlandırılmasını Ankara’nın tehlikeli dönüşümünün kanıtı olarak okuyordu.
Türkiye’de yaşanan bir olay Türkiye’nin değil İsrail’in güvenlik kaygısı merkez alınarak değerlendiriliyordu.
Kürdistan’dan İsrail’e Uzanacak Yol! siyah
14 Kasım 2024’teki “Yeni Bir Ortadoğu İçin İsrail-Kürt İttifakı: Gelecekteki Riskler ve Fırsatlar” panelinde açıkça görüldü.
Kürdistan Partisi’nin kurucusu İb. Halil Ba. nın duyurusu, Hamas-İran ittifakının İsrail’e, Türkiye’nin Kürtlere saldırganlığının dayanışmayı acil kıldığını; egemen Kürt devletinin Kürt hakları, İsrail güvenliği ve bölgesel istikrar için kritik olduğunu savunuyor, “İsrail, dost bir Kürdistan’ın kurulmasını desteklemek için hangi adımları atabilir?” diye soruyordu.
Panelde İb. H.B.’nin yanında Moshe Dayan Merkezi’nden Ofra Bengio, Middle East Forum’dan Jonathan Spyer ve İsrail Kürt-Yahudi topluluğunun başkanı Yehuda Ben Yosef vardı.
Kim ne alıyor, karşısında ne veriyor çok açık: İsrail muhtemel Kürt devletine diplomatik, askerî ve siyasî destek sağlayacak; Kürdistan da İran ve Türkiye’yi sınırlayan ortak olacak.
Bu kurguda Hamas eylemleri İsrail-Kürt ortaklığının gerekçesine, Türkiye’nin Kürt politikası da İsrail’i destek davetiyesine dönüşüyor.
Ortak payda: İsrail sevgisi değil, düşmanların cezalandırılması
( maksadı hubbuAli değil, buğzuÖmer)!
Bütün bu örnekleri tek bir gizli merkez koordinasyonu ile açıklamak gerekmez.
Birinin Batı medeniyeti, diğerinin travmatik Müslüman geçmişi, ötekinin Türk-İsrail-Azerbaycan jeopolitiği, berikinin tehdit raporları, falancanın İsrail yanlısı kuruluşlarla ilişkileri, feşmekânın yaptırım çağrıları ve filancanın Kürt devleti hesabı aynı düşüncenin kopyaları değil.
Her biri başka yoldan, kendi korkusu ve düşmanı üzerinden İsrail’in yanında hizalanıyor.”
İzzetAkyol/ Serbestiyet,


