كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ وَهُوَ كُرْهٌ لَكُمْۚ وَعَسٰٓى اَنْ تَكْرَهُوا شَيْـًٔا وَهُوَ خَيْرٌ لَكُمْۚ وَعَسٰٓى اَنْ تُحِبُّوا شَيْـًٔا وَهُوَ شَرٌّ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ يَعْلَمُ وَاَنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ۟ ﴿٢١٦﴾
Meal
﴾Bakara S; 216﴿
Size zor geldiği halde savaş üzerinize farz kılındı. Hakkınızda hayırlı olduğu halde;
bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz.
Sizin için kötü olduğu halde; bir şeyden hoşlanmış da OLABİLİRSİNİZ.
Hakikatı yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz.
— —
“Savaş insanlara zor ve ağır gelir; çünkü savaş insanların hayatını tehlikeye atmakta, yurt ve yuvalarından uzak düşürmekte birtakım eziyetlere katlanmakta, dünya lezzetletinden mahrum bırakmaktadır.
Savaşan toplumlarda istikrar bozulmakta, ekonomiden eğitime birçok kurum krize girmekte; tabiat çevre tahrip edilip kirletilmekte , Allah’ ın insanlara sunduğu nimetler boş yere; hatta zararlı hale getirilmektedir.
Tüm bunlar savaşı; nefse zor gelen korkulur hale getirir.
Ancak haklı savaşta kazanç/ kayıp tablosu düşünülünce harpte kaçınılmaz olabilir.
• CİHAT – savaş niyet ve neticelere bakarak değerlendirilir ki; Allah bu cihatta hayrı kesir ve şerri kalil görmektedir ve mü’ minlere zaruret halinde farz kılınmıştır.
“Müminin hali çok acib / dikkat çekicidir.
Çünkü müminin işlerinin sonu hayırdır.
Mesela: hoşuna giden bir SoNuÇ olursa şükreder ve bu hayırdır. Şayet; hoşlanmadığı bir sıkıntıya UĞRARSA sabreder; bu da onun için hayırdır.”
Müslm, Zühd 64, h. no: 2999
— — —
Aziz, Sıddık Kardeşlerim!
• Mübarek Ramazan-ı Şerifinizi bütün ruh u canımızla tebrik ediyoruz.
• Cenab-ı Hak bu Ramazan-ı Şerifin Leyle-i Kadr’ini umumumuza bin aydan hayırlı eylesin, âmin.
• Ve seksen sene bir ömr-ü makbul hükmünde hakkınızda kabul eylesin, âmin.
• Sâniyen: Bayrama kadar burada kalmamızın [ Afyon hapsinde] bizlere çok faydası ve hayrı olduğuna kanaatim var.
• Şimdi tahliye olsaydık, bu medrese-i Yusufiyedeki hayırlardan mahrum kaldığımız gibi, sırf uhrevî olan Ramazan-ı Şerifi, dünya meşgaleleriyle huzur-u manevîmizi haleldar edecekti.
• “El-hayrü fî ma’htârahullah” [Hayır, Allah’ın seçtiğindedir] sırrıyla inşaallah, bunda da hayırlı büyük sevinçler olacak…
***
• Bediüzaman İstanbul’da Dârülhikmet’te bulunduğu zaman, Sünuhat Risalesinde yazdığı gayet acib bir vakıa-i ruhaniye:
Rü’yada Bir Hitabe
1335 (1919) senesi Eylül’ünde;
• dehrin [Osmanlının yıkılışı ve Türkiye’ nin işgali] hâdisatının verdiği yeis ile şiddetle muzdarib idim.
• Şu kesif zulmet içinde bir nur arıyordum.
• Manen rü’ya olan yakazada [uyanık halde] bulamadım.
• Hakikaten yakaza [uyanıklık] olan rü’ya-yı sadıkada bir ziya gördüm.
• Tafsilatı terk ile bana söylettirilmiş noktaları kaydedeceğim.
• Şöyle ki: Bir Cuma gecesinde nevm ile âlem-i misale girdim.
• Biri geldi dedi: “Mukadderat-ı İslâm için teşekkül eden bir meclis-i muhteşem seni istiyor.”
⁃ Gittim gördüm ki:
⁃ Münevver, emsalini dünyada görmediğim, selef-i sâlihînden ve a’sarın meb’uslarından her asrın meb’usları içinde bulunur bir meclis gördüm.
⁃ Hicab edip kapıda durdum.
• Onlardan bir zât dedi ki: “Ey felâket helâket asrının adamı!
• Senin de re’yin var, fikrini beyan et.”
Ayakta durup dedim:
“ Sorun, cevab vereyim.”
Biri dedi:
“* Bu mağlubiyetin neticesi ne olacak? Galibiyette ne olurdu?”
• Dedim: Musibet, şerr-i mahz olmadığı için, bazan saadette felâket olduğu gibi, felâketten dahi saadet çıkar.
• Eskiden beri i’la-yı kelimetullah ve beka-yı istiklaliyet-i İslâm için farz-ı kifaye-i cihadı deruhde ile kendini yek-vücud olan âlem-i İslâma fedaya vazifedar ve hilafete bayraktar görmüş olan bu devlet-i İslâmiyenin felâketi, âlem-i İslâmın saadet-i müstakbelesiyle telafi edilecektir.
• Zira şu musibet, maye-i hayatımız ve âb-ı hayatımız olan uhuvvet-i İslâmiyenin inkişaf ve ihtizazını hârikulâde ta’cil etti.
• Biz incinir iken, âlem-i İslâm ağlıyor. Avrupa ziyade incitse, bağıracaktır.
• Şayet ölsek, yirmi öleceğiz, üçyüz dirileceğiz. Hârikalar asrındayız. İki-üç sene mevtten sonra meydanda dirilenler var.
• Biz mağlubiyetle bir saadet-i âcile-i عَاجِلَهءِ
muvakkata kaybettik;
fakat bir saadet-i ecile-i ( آجِلَهء müstemirre bizi bekliyor.
• Pek cüz’î ve mütehavvil ve mahdud olan hali, geniş istikbal mübadele eden kazanır…
Sünuhat/ Tarihçe-i Hayat
//////
• CÜZİ İHTİYAR ve İRADESİNi; DOĞRU YER ZAMAN ve YÖNTEMLE KULLANAN KİMSE ANCAK, HOŞLANMADIĞI NETİCE İÇİN “ OLANDA HAYIR VARDIR” DİYE DÜŞÜNÜP TESELLİ BULABİLİR!
BİRİNCİ MEBHAS
• Kader ve cüz-i ihtiyarî, İslâmiyet’in ve imanın nihayet hududunu gösteren, halî ve vicdanî bir imanın cüzlerindendir. Yoksa ilmî ve nazarî değillerdir.
• Yani mü’min her şeyi, hattâ fiilini, nefsini Cenab-ı Hakk’a vere vere, tâ nihayette teklif ve mes’uliyetten kurtulmamak için
• “cüz-i ihtiyarî” önüne çıkıyor.
• Ona “Mes’ul ve mükellefsin.” der.

• Sonra, ondan sudûr eden iyilikler ve kemalât ile mağrur olmamak için “kader” karşısına geliyor.
• Der: “Haddini bil, yapan sen değilsin”
• Evet kader, cüz-i ihtiyarî; iman ve İslâmiyet’in nihayet meratibinde kader, nefsi gururdan ve cüz-i ihtiyarî, adem-i mes’uliyetten[sorumsuzluktan] kurtarmak içindir ki mesail-i imaniyeye girmişler.
• Yoksa mütemerrid nüfus-u emmarenin işledikleri seyyiatının mes’uliyetinden kendilerini kurtarmak için kadere yapışmak
• ve onlara in’am olunan mehasinle iftihar etmek, gururlanmak, cüz-i ihtiyarîye istinad etmek;
• bütün bütün sırr-ı kadere ve hikmet-i cüz-i ihtiyariyeye zıt bir harekete sebebiyet veren ilmî meseleler değildir.
• Evet ; manen terakki etmeyen avam içinde;
• kaderin cây-ı istimali var.
• Fakat o da maziyat [ vukubulmuş] ve mesaibdedir [olmuş musibetler için] ki yeisin ve hüznün ilacıdır.
• Yoksa maâsi [gelecekteki günahlar] ve istikbaliyatta [gelecekte olabilecekler için] değildir ki sefahete ve atalete sebep olsun.
• Demek kader meselesi, teklif ve mes’uliyetten kurtarmak için değil belki fahir ve gururdan kurtarmak içindir ki imana girmiş.
• Cüz-i ihtiyarî, seyyiata merci olmak içindir ki akideye dâhil olmuş.
• Yoksa mehasine masdar [ kaynak ] olarak tefer’un etmek için değildir.
26. Söz / KaderRisalesi
Hüseyin Çeşitcioğlu


